• Anasayfa
  • Acil
  • Albüm
  • Videolar
  • Ziyaretçi Defteri
  • Destekçilerimiz
Twitter'de izle
Anamenü
  • Anasayfa
  • Doğaya Döndürdüklerimiz
  • Basında Biz
  • İlk Yardım
  • Zehirlenmeler
  • İletişim
Rehabilitasyon Nedir?
  • Tanım
  • Etik Kurallar
  • Ülkemizdeki Durum
  • İzlenecek Yol
  • Hastalıklar ve Tedavi
  • Rehabilitasyon
Tehditler
  • Yasadışı Avcılık
  • Yasadışı Hayvan Ticareti
  • Yaşam Alanlarının Tahribi
  • Pestisitler
  • Soğuk Çarpması
Yaban Hayatımız
  • Yaban Hayatımız
  • Türkiye'nin Bitki Çeşitliliği
  • Türkiye Kuş Listesi
  • Türkiye Memeli Listesi
Kimler Çevrimiçi
Şu anda 3 konuk çevrimiçi

Kartalın dönüşü

PDF Yazdır e-Posta

Biraz mutlu, biraz hüzünlüydüm. Yaklaşık iki aydır baktığım kayakartalını (Aquila chrysaetos) salmak için Kırıkkale'nin Karakeçili ilçesindeydik. Kafesten çıkarıp onu ilk saldığımızda biraz uçup tekrar yakınıma kondu.


Yazı: Ahmet Emre Kütükçü / Fotoğraflar: Turgut Tarhan


Birkaç defa daha denedim ama bizden uzaklaşmıyordu. Sonra bir kez daha elime alıp, koşarak gökyüzüne doğru bıraktım. Bulunduğumuz tepeden aşağıya doğru yavaşça süzüldü ve karşıdaki tepeye kondu. Geri dönmedi. Bir süre onu izledikten sonra zor da olsa arkamızı dönüp arabaya bindik. İki kuş gözlemcisi, 2003 Temmuz ayının ilk haftası Doğa Derneği yoluyla benimle bağlantıya geçti. Kars'ın Ermenistan sınırı yakınlarında buldukları bir yuvadaki iki kayakartalı yavrusundan birinin durumunun iyi olmadığını ve her geçen gün daha da kötüleştiğini bildirdiler. 


Yırtıcı kuşlar birden fazla yumurta yapar. Bu sayede o yılki yavrulardan en azından birinin hayatta kalma şansı artar. Yavrular yumurtadan aynı zamanda çıkmaz. Diğer yavrulardan bir gün bile önce yumurtasından çıkan yavru avantajlıdır çünkü o artık etle beslenmeye başlamıştır.


Kars'taki kayakartalı yavrularından biri diğerinden daha büyüktü ve bir süre sonra bu üstünlüğünü kullanıp, bütün besini kendisi almaya başlamıştı. Kısa bir süre sonra zayıf yavrunun yuvanın kenarına kadar itilmesine anne ve baba da tepkisiz kalınca, zayıf yavrunun yuvadan alınmasına karar verilmişti.

 

İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Yabani Hayvan Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi'ne ulaştırılan yavru üç veya dört haftalıktı. Tüyleri hâlâ beyaz ve gelişmemişti. Henüz ayağa kalkamıyor ve sürekli kısık sesler çıkarıp merakla etrafı süzüyordu. Arkadaşlarım Nilay Tezsay ve İlkay Serim'le merkezdeki bir kafesi ona uygun hale getirdik. Büyüdüğünde uçup kanatlarını geliştirebilmesi için kullanacağımız tüneklere halılar sardık. Bunlar, yavru tüneğe konduğunda ayaklarında bir kan dolaşımı sorunu olmasını engellemek içindi.


İlk günden itibaren günde yarım kilo et yemeye başladı. Taze ette kalsiyum olmadığından yemeklerine kalsiyum ve D vitamini tabletleri koyduk. Kursağının temizlenmesi için de haftada bir, etin içine küçük taş parçaları koyuyordum.


Kafesteki ilk haftanın sonunda onun için kafeste yaptığım yuvadan kalkıp dolaşmaya başladı. Bundan sonra da her geçen gün daha da hareketlendi. Kanat tüyleri büyümeye başladığında kanat kaslarının gelişmesini sağlayacak kanat açma egzersizi yaptırmaya başladık. Fakat kanatlarını hâlâ çırpamıyordu. İkinci haftaya kadar elimle besledim. Üçüncü hafta sonunda ise artık kanatlarını çırpıp kafeste koşuyordu. Bu sırada merkeze kanat tüyleri zarar gördüğü için uçamayan bir "küçük ormankartalı" (Aquila pomarina) getirildi. İstanbul'un Ayazağa ilçesinde bir köylü tarafından uzun yıllar esaret altında tutulmuş kartal, sonunda Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü yetkililerince el konulup merkeze getirilmişti. Küçük ormankartalı, yavru kayakartalı için büyük şanstı. İnsanlar tarafından büyütülen yırtıcı kuşlar kendilerini bir kuş değil insan sanır. Küçük ormankartalının varlığı, yaklaşık bir buçuk aydır insanlarla yaşayan kayakartalını yaban hayata geri döndürmek için çok önemliydi.


Yavru olmasına rağmen kayakartalı, kafesi kendi hâkimiyet bölgesi olarak kabul ediyordu ve bu nedenle ilk günler küçük ormankartalını hoş karşılamadı. Aralarında çıkan birkaç küçük kavgadan sonra birbirlerini kabullendiler. Kısa bir süre sonra da kafeste bir statü oluştu. Kafese koyduğum eti önce yavru kayakartalı yiyordu. O, küçük ormankartalına üstünlüğünü kabul ettirmişti.


En baştan beri yavrunun insanla temasını en aza indirgemek için kafese sadece ben giriyor ve yemeğini verirken eldiven takıyordum. Ama gene de bana alışmıştı. Küçük ormankartalı ile aynı kafeste kalmaya başladıktan sonra ise insanlara yakınlığı azalmaya başladı. Bir süre sonra da kafese girmemden ikisi de rahatsız olmaya başladı.


Avlanmayı öğrenmesi için beşinci hafta, kafese canlı tavşan bırakmaya başladık. Yavru, ilk başta tavşanı izlemekle yetindi. Kısa bir süre sonra tavşanı kovalayıp yakalamayı öğrendi. Ama bu sefer de onu öldürüp derinin altındaki ete nasıl ulaşacağını bilemiyordu. Bunun üzerine bir hafta boyunca ete geri döndük. Fakat artık etleri kâğıtlara sararak veriyorduk. Kâğıt, canlı avdaki deri anlamına geliyordu. Böylece ete ulaşmak için önce kâğıdı parçalaması gerektiğini anladı.


Kayakartalı, akkuyruklu kartaldan (Haliaeetus albicilla) sonra, Türkiye'de yaşayan en büyük ikinci kartal türü. Afrika hariç tüm kıtalarda yayılım gösteren kayakartalları, Türkiye'de alçak bölgeler dışında birçok yerde bulunuyor. Bu geniş yayılımın sebebi, sayılarının fazlalığı değil, türün Türkiye'de uygun habitatlarının bolluğu. Genelde açıklık alanlar ve yüksek yerlerde yaşayan kayakartallarının hâkimiyet alanları da oldukça büyük. Koloni olarak değil, çift halinde yaşıyor ve kışları, birçok kartal türünün tersine, yaşam alanlarını terk etmiyorlar.


Kayakartalı sadece yaşam alanlarının yok olması tehdidiyle değil, Türkiye'nin ona hazırladığı tehlikelerle de karşı karşıya. Yırtıcı kuşlar Türkiye'de halen görüldükleri yerde öldürülüyor. Çobanlar, kayakartallarının koyunları avladığı gibi yanlış bir inanışa sahip olduklarından onları vuruyorlar. Avlanmanın dışında bir başka tehdit de yuvadan yumurta ve yavru toplanması. İstanbul'da sadece kayakartalı değil, diğer yırtıcı kuş türlerinin de pazarlarda satıldığı biliniyor. Bu kanunsuz ticaret artık bir sektör olmuş. Ayrıca kurt ve tilkileri öldürmek için doğaya bırakılan zehirli etler, tür gözetmeden her cins hayvanı yok ediyor.


Kafeste ikinci ayını doldurduğunda, kayakartalı için doğaya geri dönme zamanını artık gelmişti. Onu salabileceğimiz en uygun yerin Ankara olduğuna karar verdik. Ankara'da bizi Atlas dergisinden Turgut Tarhan ve Doğa Derneği'nden Soner Bekir'le Barbaros Demirci karşıladı. Kartalı Ankara'nın Kızılcahamam ilçesinde bırakmayı düşünüyorduk. Fakat buradaki yerleşik kayakartallarının bölgelerinde yeni bir bireyi istemeyip, ona zarar verebileceklerini düşünerek, Kırıkkale'nin Karakeçili ilçesine gittik.


Kızılırmak Nehri'nin kıvrımlar yaptığı yeşil bir ovaya hâkim, yüksek bir tepeden onu serbest bıraktık. Bu zamana kadar birçok yaban hayvanını tedavi edip serbest bırakmama rağmen hiçbirine bu kadar bağlanmamıştım. Küçük beyaz bir yumaktan, yaklaşık bir metre boyunda görkemli bir kartala dönüşürken onun hayatının bir kısmını beraber paylaşmıştık. Bundan sonrası ise artık sadece onundu.


Sayı 127 / Ekim 2003 

 

Küçük akbabanın büyük düşü

PDF Yazdır e-Posta

Hayatının kısa bir bölümünü bizle paylaşan küçük akbaba ( Neophron percnopterus) bundan yaklaşık beş ay önce hasta bir halde Erzurum'da bulundu. O senenin yavrusuydu ve o da ailesiyle birlikte göç edeceği günü, göreceği yeni toprakları heyecanla bekliyordu. Ancak gitme vakti geldiğinde göç edecek gücü kendinde bulamadı. Ailesi uzaklaşıp giderken onu kaldığı bu topraklarda kötü bir son bekliyordu. Taki o bölgede araştırma yapan bir biyolog onu bulup bize ulaştırana kadar. Ben(Ahmet Emre Kütükçü), Nilay Tezsay, Ayşegül Karaahmetoğlu ve Hocamız Prof.  Dr.  Serhat Özsoy bize ulaştırılan onlarca hayvanı olduğu gibi bu küçük akbabayııda beş ay boyunca sevgi ve özenle tedavi edip bakımını yaptık. Kondisyonunu kazanması için gerekli rehabilitasyon çalışmalarını yürüttük. Artık baharın yüzünü göstermesiyle onu salabileceğimiz uygun bir yer aramaya başladık. Küçük akbaba bir koloni hayvanı olduğu için onu bir koloni bölgesine bırakmamız gerekiyordu.


Sadece sıcak değil, Akdeniz ve dağ iklimlerinde 2000 m ve Kafkasya’da 3600 m’ye kadar dağılım gösterir.  Her türlü açık arazide yiyecek arar, özellikle bozkır, savan, ova, kumluk akarsu boylarında, çıplak zeminli ya da az vejetasyonlu sulak alanlarda, sahillerde, vadilerde yüksek rakım ve dağlarda.  Sıkça kırsal alanlarda, çöplüklerde, limanlarda, yabani hayvanların ölmeye gittikleri yerlerde, hatta köy ve kasaba içlerinde bile görülebilir.  Üremek için dik yarlar, çatlaklar ve özellikle önü açık korunaklı kaya oyuklarını ağaçlara tercih ederler.  Ülkemizde küçük akbaba dışında Kızıl akbaba (Gyps fulvus), Kara akbaba( Aegypius monachus) ve Sakallı akbaba ( Gypaetus barbatus) yaşamaktadır.


20.  yy’ın başındaki ani azalışından sonra yeniden toparlanmaya başladılarsada diğer akbabaların olduğu gibi onlar çinde gelecek belirsizlğini korumaktadır.  Ezici olumsuzluklar nedeniyle sayılarının azaldığı bildirilen ülkeler: İberya yarım adası, İtalya, Yunanistan, (Hırvatistan’da yok oldu), Arnavutluk, Bulgaristan, Rusya, Ukrayna, Moldovya, Türkiye, Suriye, Kanarya Adaları. Geniş azalışın ana sebebi insandan kaynaklı faliyetlerden kaynaklanmaktadır. Başlıca insektisit kullanımı bu hayvanlar için ana yok oluş nedenidir.

 


Dünyadaki en yoğun küçük akbaba populasyonu Türkiyededir 1000-5000 çift arasında olduğu düşünülmektedir.


Kanarya ve Cape Verde Adalarında yerleşik bir tür (yaz-kış bulunan), bunun dışındaki Patı Palearktik bölgesinde çoğunlukla göçmen.  İberya, Güney fransa, Balkanlar, Tunus ve Cezayir’de kıs aylarında da gorulebiliyor.  Ancak Avrupa ve Kuzey Afrika’daki kuşlar gerçekte trans-Sahra göçmeni.  Genel olarak termalleri kullanarak göç ediyorlar, bu nedenle mümkün olan en kısa deniz üzeri rotaları kullanırlar: Cebelitarık ve Boğaziçi. İtalya ve Sicilya’da üreyen küçük gruplar Afrikaya doğrudan Tunus ve Cezayir üzerinden direkt uçuşlarla ulaşırlar.  Cebelitarık’taki harekeleri Temmuz ortasıdan Ekim ortasına kadar izlenebilir.  20 Ağustos 15 Eylül tarihleri arası en hareketli oldukları aralıktır.  En büyük harektleri Boğaziçi üzerinde sonbaharda gözlenir, çoğunlukla Eylülün ilk yarısı.


Besini çok çeşitlidir; Kara akbaba ve kızıl akbabayla beraber bulunduğu bögelerde leşten en son o beslenir.  Büyük akbabaların ana besinlerinden farklı olarak, sadece leş değil aynı zamanda organik çöplerle de beslenir.


Ankara Beypazarı'nda kalabalık bir koloni olduğunu öğrendik ve onu bu bölgeye salmaya karar verdik. 29 Nisan cuma akşamı milli parklar aracıyla Haydarpaşa tren garına geldik ve Anadolu ekspresiyle Ankara'ya doğru yola çıktık. Sorunsuz bir yolculuktan sonra bizi Ankara'da Turgut Tarhan ve Doğa Derneğinden Eray Çağlayan karşıladı. Hep beraber Beypazarı'nın yolunu tuttuk. Beypazarı'na geldiğimizde ilk gözümüze çarpan gökyüzünde süzülen küçük akbabalardı. Geceleri İnözü Vadisi'nde konaklayan akbabalar beslenmek için Beypazarı'nın etrafındaki açık araziyi kullanıyorlardı. Beypazarı'na hakim yüksek bir tepeye çıktık. Aşağıda termal hava akımlarıyla süzülen onlarca akbabayı gördüğümüzde bizim kadar o da heyecanlandı. Sonra bulunduğu taşıma kutusundan çıkarıp bir süre elimde tuttum ve daha fazla sabırsızlanmadan gökyüzüne doğru bıraktım. Etraftaki bireyler hemen onun etrafını sardı. Bir süre onunla uçup onu tanımaya çalıştılar. Bizde onu yeni dostlarının yanında bırakıp evin yolunu tuttuk. Keşke tüm ayrılıklar bizimki gibi mutluluk verici olsa.

 

Karaca köpek kurbanı

PDF Yazdır e-Posta

15 nisan'da Kırklareli'nde milli parklar müdürlüğü ekiplerince yaralı halde bir karaca bulundu. Bizi aradılar ve durumu bildirdiler. Hemen getirmelerini söyledik. İ. Ü.  veteriner fakültesi cerrahi anabilimdalına ulaştığında aşırı kan kaybından dolayı şoka girmiş ve vucüt sıcaklığı tehlikeli oranda düşmüştü. Vücudunun birçok yerinde derin yaralar oluşmuş ayrıca bacaklarında da kırıklar olan 3 yaşında erkek bir bireydi. Bu yaralarda diş izleri dikkati çekiyordu.  Bu diş izleri büyük ihtimalle köpeklere aitti.  Yapılan şok tedavisi ve tüm müdahalelere rağmen birkaç saat sonra hayatını kaybetti.

İl ve ilçe belediyeleri tarafından şehir merkezlerinden toplanan sokak köpekleri ormanlık alanlara bırakılıyor. Bir süre sonra açlığında etkisiyle bu hayvanlar giderek vahşileşip bölgedeki yaban hayvanlarına saldırıyor. Özellikle bu saldırılarda karaca ve geyikler büyük zarar görüyor. Ya köpeklerin diş darbelerinden ağır yaralar alıp ölüyorlar ya da bu kovalamaca sırasında etraftaki ağaçlara çarparak hayatlarını kaybediyorlar. Bunun yanında köpekler tarafından ürkütülen gebe karaca ve geyik dişileri düşük yapabiliyor.

 

Eruh'ta ayı olmak

PDF Yazdır e-Posta

Atlas fotoğrafçısı Halim Diker Eruh'ta bir evin ahırında yavru bir ayının tutulduğunu söyledi. Yavru ayıyı oradan kurtarmak için hazırlıklarımı yapıp 18 haziran cuma günü sabah 06. 40 uçağıyla Diyarbakır'a hareket ettim. Oradan da Siirt'e geçtim. Siirt'te Halim Diker'le buluşup Eruh'a geçtik. İki gün Eruh yakınında bir köyün kırsalında çadır kurup ayıyı elinde tutan kişilerden haber bekledik. Üçüncü gün ayıyı almaya gelebileceğimizi söylediler. Eruh merkezinde ayıyı elinde tutan Aziz Kurt ve Bedri Öztürk adlı iki şahısla buluşup ayının tutulduğu ahıra gittik.

 

Ahıra girdiğimizde zincirlerle bağlanmış halde onu görünce ne yapacağımı bilemedim. Oysa bu iki şahıs bu yavru ayıyı ormanda bulduklarını ve amaçlarının onun doğaya dönmesini sağlayacak kişilere teslim etmek olduğunu söylemişlerdi. Görünüşe göre işkencede görmüştü ve insanlara olan öfkesi o küçük bedenine sığmıyordu. Ayıyı almak için harekete geçtiğimde bu kişiler "ona bir aydır bakıyoruz, bakım masraflarımız için bize para vereceksiniz herhalde" deyince olayın gerçek yüzünü anlamış oldum. İstedikleri miktarsa 2 milyar TL'ydi. Aramızda çıkan tartışma sonrasında bu hayvanı nasıl yakaladıklarıda ortaya çıktı. Annesini başından vurarak öldürdüklerini,diğer yavruyuda köpeklerin parçaladığını söylediler.

 

Tüm konuşmalarımıza rağmen onları bu taleplerinden vazgeçiremedik. Bir süre sonra tartışma karşılıklı tehditleşmeye dönüştü. Ancak yapabileceğimiz pek birşey olmadığınında farkındaydım. Kendimi hiç bu kadar çaresiz hissetmemiştim. Bir yanda zincirlerle bağlanmış acılı gözlerle bana bakan yavru ayı diğer yanda ağzından salyalar akan gözlerine kan sıçramış insanlar. Hiç bilmediğiniz bir yerde hiç beklemediğiniz bir durumun içindesiniz anlatılmaz bir çaresizlik. Oradan çıkıp durumu bildirmek için Siirt il jandarma komutanlığına gittik. Bir süre sonra jandarma evi aradı ama o çoktan kaybolup gitmişti. Banada hayat boyu sürecek bir vicdan azabı kaldı. Onun için daha fazlasını yapmalıydım bedeli ne olursa olsun.

 

Sırtlanın Dramı

PDF Yazdır e-Posta

11 Ocak 2004 akşamı haberlerde Hatay'da bir çizgili sırtlanın ( Hyena hyena ) yakalandığını görünce inanamadım. Nerdeyse 30 yıldır görülmeyen ve ülkemizde neslinin tükendiği düşünülmeye başlanan bir canlının hala var olduğunu görmekten dolayı mutlu olmanın yanında onu bu halde görmekte çok üzüntü vericiydi.


Pazartesi Hatay'a gitmeye karar verdim. Atlas dergisininde desteğiyle pazartesi akşamı Hatay'a doğru yola çıktım. Hatay'a vardığımda onu görmek için sabırsızlanıyordum. Milli park müdürlüğüne gittiğimde sırtlanın Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Veteriner Fakültesi'nde tutulduğunu öğrendim. Fakülteye gidip sırtlanın bulunduğu bölüme girdiğimde içinde tutulduğu kafese ve bacağındaki yaraya rağmen sonderece görkemli ve muhteşem bir canlıydı. Bir sırtlanın bu kadar ihtişamlı olabileceğini tahmin etmiyordum. Neslinin devamı için sonderece değerli bir erkek bireydi.


Ocak ayı başında Musatafa Çeçen adlı avcı tarafından kapana düşürülerek yakalanmış ve üzerine ağ atıp çuvala konularak evine götürülmüş.Bu kişinin evinde tutmak için özel bir kafes bile yaptırmış olması çok ilginçti. Köy muhtarının ihbarı üzerine jandarma tarafından evine baskın düzenlenen Mustafa Çeçen göz altına alındı. Sırtlansa milli park ekiplerine teslim edildi. Mustafa Çeçen'in jandarmada yapılan sorgusunda bunun ilk yakaladığı sırtlan olmadığı ortaya çıktı. Daha öncede 3 tane yavru çizgili sırtlan yakalamış ve bunları Gaziantep hayvanat bahçesine satmıştı. Böylece sırtlan yakalayıp satmayı geçim kapısı haline dönüştürmüştü. Kabul edilemez olansa devletin hayvanat bahçesinin nesli tükenmekte olan bir hayvanı gizlice satın alıp avcıyı yeni sırtlanlar yakalaması konusunda teşvik etmiş olmasıydı. Hemde bu hayvanların yaşamlarını kaybetmelerine yada sakat kalmalarına neden olacak bir şekilde kapana düşürülerek. 


Gaziantep hayvanat bahçesi satın aldığı bu 3 sırtlandan 1'ini anesteziye almak isterken öldürmüştü. Diğer biri erkek biri dişi bireylerde esarete mahkum edilmişti. Olayın ortaya çıkmasıyla bu iki sırtlan milli parklar genel müdürlüğünce Gaziantep hayvanat bahçesinden istendi. Ancak işledikleri bu suça rağmen hayvanat bahçesi yetkilileri sırtlanları teslim etmek istemediler. Daha sonra devam eden baskılar sonucunda iki çizgili sırtlan doğaya salınmak üzere hayvanat bahçesinden alınıp Hatay'a getirildi. Hatay'da radyo vericili tasmalar takıldıktan sonra salındılar ve belirsiz bir gelecekle başbaşa kaldılar.


Türkiye'de uzun yıllardır görülmeyen ve nesli tükendiği düşünülmeye başlanan bir türün böyle trajik bir durumla ortaya çıktığını görmek son derece acı verici. Ülkemizde bu kadar nadir bir canlı türünün bile maddi çıkarlara kurban edilmesi son derece üzücü. Yabani hayvanlar için talep oluşturulması halinde nasıl bir kıyıma uğradıkları bir kez daha görülmüş oldu. 

 

Esaretten Özgürlüğe

PDF Yazdır e-Posta

Bu yılan kartalının ( Circaetus gallicus ) esaretten gökyüzüne uzanan öyküsü 27.05.2004 sabahı başladı. Onu bir kutu içinde getiren şahıs onu Ataköy sahilinde hasta halde bulduğunu söyledi. Oysa onun öyküsü çok farklıydı.Kutuyu açtığımda ayakları bağlı, genel durumu bozuk ve kaşektik bir haldeydi. Zehirlenme belirtileri gösteriyordu. Hemen serum ve gerekli ilaç protokolünü uyguladık. Birkaç saat sonra kartalı getiren kişi tekrar geldi ve onu geri almak istediğini söyledi. Bizde böyle birşeyin mümkün olamayacağını, yabani bir hayvanı esaret altında tutmanın suç olduğunu ve iyileşince doğaya salacağımızı söyledik. Yaklaşık 2 saat sonra çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığı İstanbul bölge müdürü Atakan Tanış bize gelip kartalın kendisine ait olduğunu, getiren kişinin şöförü olduğunu ve bu kartalı Yeşilköy'de tinerci çocuklardan satın aldığını söyledi. Kartalı almak için ısrar eden Tanış'a bir yabani hayvanı ne amaçla olursa olsun esaret altında tutamayacağını, bunun suç olduğunu ve bizimde veteriner hekim olarak görevimizin onu doğaya geri salmak olduğunu söyledik. Ancak Tanış ısrarında diretsede kartalın ona geri verilmesi gibi bir ihtimal yoktu.

Yaptığımız tedavi sonucu iyileşen yılan kartalını ( Circaetus gallicus ) 04.05.2004 cuma günü milli parklar ve gazeticiler eşliğinde doğaya geri saldık. O büyük kanatlarını özgürlüğe çırparken onun durumunda ve yardıma ihtiyacı olan binlerce hayvan vardı ne yazık ki.

 

<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki > Son >>

Sayfa 5 / 5

Copyright © 2009 KuzeyDoğa Derneği
Her Hakkı Saklıdır